Kaza

Evde, her şeyi kapının önünde bırakarak geçirdiğim günleri çok özlemişim. Hiç kimseyi beklemememe rağmen kapının önünde tutuklandığımı fark ettim. Hayale daldığım sırada, kapının kendi kendine açılması ve içeri bir öcünün girmesi anlatılacak harika bir olay olurdu; ama ben başka, daha derin düşüncelere kapıldım.

Masamda duran dergideki yazar, “Bir yerin başladığı, başka bir yerin bittiği o noktanın bekçisidir kapı,” diye yazmış. Yani kapı hem fiziksel hem psikolojik olarak içeri ile dışarıyı ayırır. Biz ile ötekini ayırır; iyiliği kötülükten, kalabalığı yalnızlıktan ayırır.

Hayat da bazı kapılardan geçmek, bazı kapılardan dönmek ve yüzümüze kapanmış kapılarla yaşamaya alışmaktır. Ben bugün biraz lükse kaçıp kendime bir fırsat yarattım; kapının ardına saklanıp kendimi herkesten ayırıyorum.

Dün gece bu saatlerde bir motosiklet kazası yaptım. En tehlikeli yerde, yüksek hızda değildim üstelik. Tam hedefime ulaştığımı sandığım son virajda —yolu bitirdiğimi sandığım esnada— motosikletle kaldırım arasında sıkıştım ve acılar içinde kaldım. Eylemsizlik denen kanunla önce bacağım, sonra kaskım tanıştı. İlk buluşmanın neden olduğu bu sert, çarpıcı heyecan tüm kemiklerimde böyle hissedildi işte. Gerçekten, kaza yapana ve canımı böyle acıtana kadar hiç kaza yapmayı düşünmemiştim. Yani canımın yanabildiğini. Neler olabileceğini bilmeden cesaret göstermekte kuşku duymadığım ve sonuçlarıyla yüzleşmem gerektiğini hiç düşünmediğim bir “an”dı ve yeterince çarpıcı oldu.

Kaldı geriye sekiz can… Karanlıkta geçip giden arabaların arasında insanların beni fark edip yanıma gelmesi çok uzun sürmedi. Birilerinin dikkatini çekmeyi, acımı görüp yardıma gelmesini istediğimi çok net hatırlıyorum aslında. Çok geçmeden yardıma gelen insanlar çoğaldı tabii. Ben o sırada yalnızken ve o çaresizliğime bir ortak ararken en azından birileri gelmişti.

Bir yerde duygularımın değişmeye başladığını; öfkelenmeye başladığımı hatırlıyorum. Birdenbire, tüm acılar içinde o kalabalığa katılan her kişi beni daha çok sinirlendirmeye başladı. Durumu merak eden, yardım etmek isteyen herkese yalnızca öfke duydum. Acımı kendi başıma yaşamam gerektiğini hissettim. Kimseye ne bir açıklama ne de “iyi olduğumu” söyleyip avutma arzum vardı. “Bırakın beni, biraz yalnız kalmak istiyorum” demeyi isterdim; fakat aynı zamanda yalnız kalmaktan korktuğum bir an yaşıyordum. Öylece sessiz kaldım bu yüzden.

Öfkemi artıran şey aslında yalnız kalmayı istemem ya da kalabalık değildi; kalabalığa katılan her kişide biraz daha hayalimin yıkılmasıydı—orada olmasını istediğim, gerçekten bana yardım etmesini bekleyeceğim birilerinin gelmemiş olduğunu görmekti.

Günün sonunda başkasını bir ötekinden ayıran şey bizim ona açtığımız kapılar değil miydi?

“Yara, ışığın sana girdiği yerdir.”

— Mevlâna (Rumi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir