Hayatta en iyi yaptığım şeylerden biri kaslarımı güçlendirmek.
Peki, bunca zaman boyunca kalbimi güçlendirmeyi nasıl oldu da atladım ya da başaramadım? zayıf kalmasına neden izin verdim?
3 set 10 tekrar lovebombing
3 set 8 tekrar ghosting
Aynaya baktığımda fena olmayan bir beden görüyorum. Güçlü, belli ki emek verilmiş. Programlar, tekrar sayıları, setler… Hepsi bir sistem içinde çalışmış.
Ama bir yerde bir kas var ki, onu hep atlamışım. çalışması ve nasıl çalıştığını anlaması zor olan: hissetme kası.
Ne kadar yük altına bilemezsin.
Ne zaman kırıldığını, tam olarak nerede incindiğini anlayamazsın.
Bir sabah gözünü açarsın ve ağrısını hissedersin.
Bir akşam, sesine kulak verirsin.
İtiraf etmeliyim: kaldırmakta en çok zorlandığım ağırlık, kendi duygularım oldu.
Çünkü kalbim, kendi gücüne bile inanmıyordu. Ama artık fark ediyorum ki, sadece kaslar değil, duygular da çalıştırılmalı.
Kalbimizi yoran şeylerden kaçarak veya uzaklaşarak değil kucaklayarak ve kabul ederek başlamalıyız. Böylece üzüldüğümüz şeyler bize zarar vermeyecek. Daha ağır duyguları bir çırpıda kaldırmamıza yardım edebilecek.
Bu yüzden geriye baktığımızda yaşadığımız her şey o an hissettiğimiz yoğunluktan ve yılmışlıktan daha ‘bu kadarına değmez’ gelir.
Güç dediğimiz şey, sadece bir şeyi kaldırabilmek değil;
bazen de bir şeyi kaldırmaktan vazgeçebilmek.
“It is only with the heart that one can see rightly; what is essential is invisible to the eye.”
Antoine de Saint-Exupéry, The little prince
İnsan ancak kalbiyle doğru görebilir; asıl olan, gözle görülmez.