6 Eylül Cumartesi
Saat sabahın dördüne gelmiş. Didim Altınkum. Henüz ne yatmışım ne kalkmışım. Geceye geç, sabaha erken bu zamanı sindirememiş bir hâlde, bir şezlong üzerinde hem sarhoşları hem dalgaları dinliyorum.
Burada altıncı günüm. İstanbul’un boğucu gürültüsünden, bitmek bilmeyen hengâmesinden kaçıp kendimi bu sessizliğe bırakalı bu kadar olmuş. Deniz, kum, güneş… bir şey eksik. Sanki zaman burada ağır işliyor. Günler birbirine benziyor; sabahlar uykulu, akşamlar serin, geceler ise hep uzun. Kalabalığın içinde bile insanı yalnız bırakan bir boşluk var.
Şu sahilde, dalgaları dinlerken hissediyorum: Binlerce yıldır aynı kıyıya aynı sabırla, aynı ritimle çarpıyorlar. Oysa hayatın kıyısına her gün başka bir dalga vuruyor; kimi sert, kimi sessiz, kimi de içimde derin bir oyuk açıyor.
Eksik olan belki bir ses, belki bir dokunuş, belki de yalnızca kendimden kaçmadığım bir an. İstanbul’dan getirdiğim yorgunluk burada denizin tuzuna karışıp kayboluyor ama içimdeki boşluk hâlâ yerli yerinde. Sahilde yan yana dizilmiş şezlonglarda herkes kendi hikâyesinin gölgesine sığınmış.
Ve sabah… Başka bir hikâyeyi başlatıyor. Güneş ufuktan yükselirken geceyi arkasında bırakmak istemeyenlerle, yeni günün ilk heyecanını taşıyanlar aynı sahilde buluşuyor. Çocukların neşesi dalga seslerine karışıyor, kumda yürüyen insanların ayak izleri geceyi silip süpürüyor.
“Gnothi Seauton” (Γνῶθι σεαυτόν) Kendini Tanı – Apollon, Delphi Tapınağı’ndaki yazıt