Pazar Sancıları I

Yazın gelmesiyle birlikte kalabalıklar çoğaldı; sesleri de.

Atılan kahkahalar, bugün hafif bir huzursuzluk yaratıyor.

Bu pazar, kimseyi mutlu görmeye dayanamıyorum.

Oysa kış boyunca, bu aynı kahve mağazasında

insanların ne kadar mutsuz olduğuna hayıflanırdım.

Bugünse, önümde zift gibi bir kahve.

Kafeine boyun eğmişim;

spordan önce minicik bir motivasyon arıyorum kendime.

Hiç bencil olmadım diye övünürdüm.

Kendim için daha iyisini isterken,

başkalarının benden de iyisine sahip olmasını diledim hep.

Ama bugün…

farklı bir sancı var içimde:

Sanki bana ait bir mutluluk hakkı

bir başkası tarafından sessizce alınmış gibi.

Üstelik bana çaktırmadan.

Sanki “sen zaten istemezdin ki” der gibi.

Sanki ben en başından razıymışım gibi.

Yaz, her zamanki gibi aceleyle geldi.

Hiçbir şeyi tamir etmeden.

Yaraları sarmadan, açıklamalar getirmeden.

Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi

herkesi sokaklara döktü.

Kahkahalar…

Neşenin sesi bazen fazla gürültülü.

Ve bugün, ben o gürültüye ait hissetmiyorum.

Tuhaf.

İnsanlar neden mutsuz, neden yorgun, neden umutsuz diye düşünüp durmuşum.

Şimdi hepsi iyileşmiş gibi.

Bir ben kalmışım geride.

Bir ben hâlâ o karanlık tünelin ucuna varamamışım gibi.

Hâlâ bir şeylerin içinden çıkamıyorum.

Sanki bir şey…

bir hak, bir umut, bir hayal…

Benim olan ama bana hiç gelmemiş bir şey

başkasına gitti.

Hem de sessizce.

Ve en kötüsü:

Sanırım sustum hep.

Ne zaman içim acısa,

kendime “geçer” dedim.

Kırıldığımda “önemli değil” dedim.

Ve şimdi…

içimde öyle çok sustuk birikti ki,

hangi birini anlatmaya kalksam

biraz daha eksiliyorum.

29.06.2025 17.06 İstanbul/ümraniye

“Hayat kısa, kuşlar uçuyor. Ama bazı kuşlar, içimizdeki daldan hiç kalkmıyor.”

Cemal süreya


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir